Duygusal Beslenme Nedir ?

DUYGUSAL BESLENME NEDİR

Duygusal Beslenme ;  İnsan doğası gereği duygularını bilerek veya bilmeyerek hayatına, uyku düzeninden tutun da yediği şeye kadar direk yansıtır.

Aldığımız iş terfilerini, doğum günlerini ya da daha özel anlamlı olayları genelde yemeklerle kutlarız. Moralimiz bozulduğunda, diğer günlere göre daha depresif olduğumuz günlerde de yine genelde yemeğe yöneliriz. Aslında yemek yemeyi bir birçok kişi bu şekilde duygularıyla özdeşleştirir. Yani duygularımız yemek yemek isteyip istemediğinizden tutun da neyi ne kadar yiyeceğinize kadar etki edebilmektedir.

Duygusal beslenmeyi(duygusal açlık) basit haline dökecek olursak ‘’ duygularımız = yemek yeme isteği’’ böyle bir eşitlik bulabiliriz. Tabiki de durum böyle bir eşitlikte olduğu kadar basit ve kolay değil.

Her birey farklıdır. Duygularımızı yaşayış şeklimizde öyle. Çünkü her duygunun bireyde gösterdiği etki önceki yaşantısından etkilenebileceği için farklılıklar göstermesi çok normaldir.

Bazı insanlar sinirli olduklarında kendilerini yemek yiyerek sakinleştirirken bazı insanlarda çok üzüldüklerinde çareyi yemek yemekte bulurlar. 2008 yılında yapılan bir çalışmada duygusal uyaranların iştahı %30 arttırdığı ve %48 azalttığını göstermektedir.( Duyguların kişide iştah arttırıcı ve azaltıcı durumunun göz önüne alındığına dikkat edelim. )

DUYGUSAL YEME NASIL GELİŞİR ?

Ani yemek yeme atakları genelde adölesan dönemde dediğimiz ergenlik döneminde sosyal çevre kaygısından doğar. Beğenilme arzusu, toplum tarafından kabul edilme beklentisi genelde ilerleyen dönemlerde yemek yeme bozuklukları olan anoreksiya gibi hastalıklara yol açar.

Bazı ergen bireylerde bu durum hiç yemek yememe durumuyla kendini gösterirken bazı bireylerde de aşırı yemek yemenin devamında fazla spor yapma, kusma gibi belirtiler gösterir. Bazı bireylerde düşük özgüven, sosyal görünüş kaygısı, kendini kabul ettiremeyeceği düşüncesiyle fazla yemek yemeye sebebiyet vererek obeziteye yol açabilmektedir.

Birey yaşadığı özellikle olumsuz duygulara karşı aşırı yeme eğilimi gösterir. Kişi bunun gibi stres durumlarında özellikle yüksek karbonhidratlı, şekerli, hazırlanması daha kolay yiyeceklere yönelir. Kişi bu besinleri hızlı tükettikten sonra sağlığı ve kilosu için endişelenmeye başlar.

Bu endişe hali bireyde daha sinirli daha stresli olmasına neden olur. Daha sonra bu durum bireyi tekrar yemek yemeye yönlendirir. Kısır döngü oluşur. Bu durumdan sonra birey kusma, çok spor yapma gibi bazı tepkiler göstermeye başlar. Bu gösterdiği tepkilerin suçluluk duygusunu bir nebzede olsa azalttığını düşünür ve her yemesi gereken fazla yediğini düşündüğünde bu durumu tekrarlamaya başlar.

Kusma refleksi asiditesinden dolayı sık tekrarlandığında yemek borusunun, boğazın tahriş olmasına neden olur. Aynı zamanda sürekli ve ağır yapılan egzersizler omurga başta olmak üzere kas yapısında ( özellikle gelişim dönemindeki bireylerde) deformasyona sebebiyet verebilir.

Çocuklar ilerleyen dönemlerde sadece sosyal kabul kaygısından dolayı değil büyüdüğü ortamda özellikle ebeveynlerin yemeklere gösterdikleri tepkiler doğrultusunda da beslenme bozuklukları problemleri yaşayabilmektedir. Çocuklar sadece ebeveynlerinin yeme modellerini değil , önlerine konulan yemeğe gösterdikleri tepkileri de rol model alabilirler.

GECE YEME SENDROMU

Duygusal beslenme kendini bazen de gecenin en olmadık vakitlerinde gösterir. Yine ani ataklarla kendini gösteren bu durum önlem alınmazsa ciddi sorunlara sebebiyet verebilir. Ancak bazı geceler kişi sadece yemek yemek istiyor olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu gece yeme sendromunun ne kadar sık yapıldığıdır.Haftada er n az 3-4 gece böyle bir durumla karşılaşmak bozukluk belirtisi olarak nitelendirilebilir. Ancak tabikide bir hafta böyle bir durumla karşılaşmak problem demek değildir. Bir ir durumu hastalık ya da problem olarak nitelendirmek için belli bir süre bu davranışı sürekli tekrarlıyor olmak gerekir.

NE YAPMALIYIZ ?

-Güne başlarken asla kahvaltıyı atlamamalıyız. Her besin ögesiden bulunan doyurucu, sağlıklı bir kahvaltıyla güne başlamak kan şekerimizin ani düşmesini  önleyecektir.

– Mevsimine uygun sebze meyve tüketimini arttırmak daha pozitif bir ruh haline sahip olmamızı sağlar.

Omega3 alımımızı arttırmalıyız.

– Avustralyalı kadınlarda yapılan bir çalışmada tam tahıllı ürünler, et ve et ürünleri(işlenmemiş olanları ) , bolca meyve sebze tüketiminin anksiyete, bipolar bozukluk, depresyon gibi tanıların azalttığını gösteriyor.

Serotonin  ( mutluluk hormonu ) salgılanmasını arttırmak yine daha dengeli bir duygu durumuna sahip olmamızı sağlar. Serotonin salgılanmasını arttırmak içinde triptofan dediğimiz bir aminoaside( proteinlerin yapıtaşı ) ihtiyaç duyarız. Yani bundan zengin besinler tüketmeliyiz. İstiridye, kalamar, muz, ananas, erik, fındık, süt, hindi, ıspanak, yumurta bundan zengin yiyeceklerdendir.

Diğerleri

– Mood food da denilen yani duygu durumuna etki eden besinler özellikle depresif semptomlu hastalarda sıkça kullanılır. Bu besinler; zeytinyağı, balık, sebze-meyve, fındık, baklagiller, işlenmemiş et ve et ürünleri bunların başlıca olanlarıdır.

– Antistres vitamini de dediğimiz C vitamini yine bu durumda önem arz eden bir konudur. Özellikle limon, turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, lahana,…

-Dikkatli yemek yemeliyiz. Daha çok çiğnemeli, ne yediğimizin farkında olmalıyız.

ÖĞR. DYT. TUĞÇE NUR DOĞANAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir