Tuz ve Tuz Tüketimi

İlaçtan paraya, paradan yemekleri tatlandırmaya kadar her alanda kullanılan tuzun dünyanın kuruluşundan beri önemi büyük olmuştur.

Tuz Tüketimi Konumuzdan Önce Anlam Bütünlüğüne Bakalım ; Öyle ki İngilizce maaş anlamına gelen “salary” kelimesinin Latince tuz demek olan “sal” kelimesinden geldiği düşünülmektedir çünkü; Eski Roma ve Çin’de askerlere tuz ile ödeme yapıldığı olmuştur. Hatta tarihin belli dönemlerinde tuza “beyaz altın” denilmiştir bundan da anlaşıldığı gibi günümüzde her yerde kolaylıkla ulaştığımız tuz, zamanında altınla yarışacak kadar değerliymiş.

Peki tuz çeşitleri nelerdir ve hepsi aynı içeriğe sahip midir?

Tuz Tüketimi  oldukça önemli bir konudur. Türk Gıda Kodeksi Tuz Tebliği’ne göre ambalajlı olarak insan tüketimine sunulan işlenmiş tuz ve yeraltı kaynak tuzları altında tanımlanmış sekiz kadar farklı tuz türü vardır. Sofra tuzu doğrudan tüketiciye sunulan özellikle iyotla zenginleştirilmiş, rafine edilmiş veya edilmemiş tuzdur. Gıda sanayi tuzu, doğrudan tüketiciye sunulmayan ancak gıdalara eklenen ve iyotlu/iyotsuz olabilen tuzlardır.

Salamura tuzu tüketicinin direkt olarak ulaşabildiği; salamura, konserve, turşu gibi gıdayı saklamak ve bozulmasını önlemek için kullanılan tuzdur. İşlenmiş tuz ise ana bileşenler olarak sodyum ve kloru içeren deniz, göl ve kaya tuzlarından üretilen tuzlara denir. Bunların haricinde deniz tuzu, göl tuzu, kaya tuzu, sofrada öğütme tuzu ve yeraltı kaynak tuzu da bulunmaktadır.

Tuz Tüketimi

Tuz Tüketimi

Ancak tuzu yalnızca yukarıda anlattığım besinlere eklediğimiz toz halinde almayız.

Gıda sanayi tuzu dediğimiz tuz işlenmiş besinlerde bulunur. Burada besinlerin tuz ve/veya sodyumlu bileşikleri içerip içermediğini (soda, mono sodyum glutamat, kabartma tozu, sodyum nitrat, sodyum bikarbonat gibi) içindekiler listesinden bakarak anlayabilir ve ona göre tüketebiliriz çünkü işlenmiş besinler günlük sodyum alımının yaklaşık %77’sini karşılamaktadır.

Tuz genel olarak sodyum klorür (NaCl) bileşiğinden oluşur ve içeriğindeki sodyumun vücutta birçok önemli görevi vardır. Bunlardan bazıları; kan basıncının düzenlenmesi, sinirlerin uyarılması ve sıvı-elektrolit dengesinin sağlanmasıdır. Vücutta sodyum eksikliğinde kas ağrıları ve zihin bulanıklığı gibi rahatsızlıklar oluşur. Sodyum fazlalığında ise ödem yapmanın yanında kan basıncını arttırarak hipertansiyon; kardiyovasküler hastalıklar, kanser, osteoporoz, böbrek hastalıkları ve obezite gibi birçok hastalık ortaya çıkabilir.

Dünyadaki ölümlerde başı çeken risklerden biri yüksek tansiyonu tetikleyici olan fazla tuz tüketimi aslında önlenebilir bir risktir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlıklı bir yaşam için günlük tuz tüketiminin “5 gram”dan fazla olmamasını istemektedir. Öyle ki WHO’nun 2010’da yayınladığı rapora göre diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesi kardiyovasküler hastalıkların riskini %17 azaltabilmektedir.

Tuz ve Tuz Tüketimi’nin Sağlık Açısından Önemli Rolü Vardır.

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğinin 2012’de 925 kişi üzerinde yaptığı SALTurk 2 çalışmasında Türkiye’de günlük kişi başı tuz tüketimin 15 gram olduğuna ulaşılmıştır. Sağlık Bakanlığı ile DSÖ işbirliğinde gerçekleştirilen 2017 Türkiye Hane Halkı Sağlık Araştırması’na göre ise ülkemizde günlük kişi başı tuz tüketimi ise 9.9 gramdır. DSÖ’ye göre günlük tolere edilebilen alım sınırının (5 gram) neredeyse 2 katı demektir. Bu da zaman geçtikçe bilinçlenmemize rağmen yine de sağlıklı alım aralığında olmadığımızı göstermektedir.

Tuz Tüketimi hakkında önemli araştırma : Ülkemizde tuz tüketimini ve yüksek kan basıncına bağlı ölümleri azaltmak için yapılan projelerden bazıları ise şöyle: Sağlıklı Beslenelim, Kalbimizi Koruyalım (2004), Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Eylem Planı (2017-2021),  Ambalajlı Gıda ve İçeceklerde Tuz Azaltma Protokolü (2018-2023)…

Tuzun tüketim miktarı kadar hangisini tükettiğimiz de önemlidir. Başlıca diyetle iyodun yetersiz alımı sonucu gelişen iyot yetersizliği hastalıkları sonucu iyot eksikliğinin ortadan kaldırılmasında iyotlu sofra tuzu üretimi zorunlu hale getirmiştir (1998). Çünkü iyot eksikliği sonucunda guatr, büyüme geriliği, cücelik vb. hastalıklar oluşabilir. Bu nedenle kaya tuzu, himalaya tuzu gibi yararlı olduğu övülen ancak iyot içermeyen tuzlar yerine iyotlu sofra tuzu kullanılmalıdır. Hatta pişirme sırasında oluşacak iyot kaybının en aza indirilmesi ve tuzdan en yüksek oranda fayda sağlanabilmesi için yemeklere pişirme ‘sonrasında’ tuz eklenmelidir.

Tuz Tüketimi Hakkında Son Olarak ,

Ateşli hastalıklarda terleme ve idrarla, ishallerde ise dışkıyla su ve tuz kaybedilir. Kaybedilen elektrolitlerin yerine konulması için bol su içilmeli, gerekiyorsa çok az tuz eklenmelidir. Uzun süre devam ettiğinde ise hekim kontrolünde sıvı alınmalıdır. Aynı şekilde sporda terlemeyle kaybettiğimiz elektrolitleri bir şişe maden suyu içerek yerine koymaya çalışabiliriz.

Öğr. Dyt. Öznur Elmas

One Ping

  1. Pingback: Diyabette Beslenme ve Önemi | Diyabet Nedir ? Diyabette Nasıl Beslenilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir